Press "Enter" to skip to content

İçme Suyunun Sahip Olması Gereken Kalite Özellikleri

Her ne kadar insanlık, medeniyet yolunda önemli mesafeler kat etmiş olsa da günümüzde, Dünya’nın en büyük problemlerinden biri, nüfusun tamamının içilebilir suya erişememesidir.

Dünya nüfusunun yaklaşık %32’si (2,5 milyar) şu an içilebilir temiz sudan mahrumdur. Bunun neticesinde, ölümler ve ciddi sağlık sorunları meydana gelmektedir.

Bir suyun içilebilir olması için belli başlı özelliklere ve belli bir kaliteye sahip olması gerekir. Duyusal olarak suyun temiz ve berrak görünmesi, o suyun içilebilir olduğu algısını uyandırabilir.

Ancak, en basit olarak, deniz suyu her ne kadar temiz ve berrak görünürse görünsün, içilebilir değildir. Dolayısıyla, içilebilir suyun kalitesini ölçmek, sadece görünümle değil, diğer pek çok kriterin de test edilmesiyle mümkündür.

İçme suyunun sahip olması gereken kalite kriterlerini dünyada Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Avrupa Birliği (EC) ve ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA); ülkemizde ise Türk Standartları Enstitüsü (TSE) ve Türkiye Halk Sağlığı Kurumu belirlemektedir.

Her ne kadar farklı kurumlarca farklı konu başlıkları altında değerlendirilse de, içme suyunun kalite kriterlerini 4 başlık altında değerlendirmek daha mâkul olacaktır.

1. İçme Suyu içi Duyusal Kriterler

Bir suyun içilebilir olması için ilk şart, yeterli duyusal özelliklere sahip olmasıdır. Duyusal özelliklerden kasıt; suyun rengi, kokusu, tadı ve berraklığıdır. Su renksiz ve kokusuz olmalıdır.

Suyun renkli ve kokuyor olması, içerisinde metal iyonlarının veya önemli miktarda mikroorganizmanın bulunduğu anlamına gelmektedir. Su, kendine has tatta olmalıdır; acı, tuzlu veya ekşi tatta olmaması gerekir.

Hakeza, su bulanık da olmamalıdır. Sudaki bulanıklık, suyun içerisinde asılı kalan partiküllerden kaynaklanmaktadır. Bu partiküller kil, mikroorganizma, organik veya inorganik maddeler olabilir.

Her ne sebeple olursa olsun, bulanık su içilebilir değildir. Bulanıklık, görsel olarak tespit edilebildiği gibi enstrümantal olarak da tespit edilebilmektedir ve aşağıda belirtileceği üzere belirli sınırları mevcuttur.

Duyusal kriterler, suyun herhangi bir enstrümantal analiz yapılmadan içilebilir olup olmadığını anlamanın önemli bir yoludur; ancak karar vermek için tek başına yeterli değildir.

Duyusal kriterler, uygun duyusal özelliklere sahip olmayan suların içme suları olarak kullanımını engeller, ancak uygun duyusal özelliklere sahip sular, diğer kriterlerce de değerlendirilmek zorundadır.

2. İçme Suyu için Fiziksel ve Kimyasal Kriterler

pH (Suyun asitliği)

pH, suyun asidik mi yoksa bazik karakterde mi olduğunu gösteren parametredir. pH 7,0’nin üzerindeki sular bazik karakterde iken, 7,0’nin altındakiler asidik karakterdedir. Saf suyun pH’ı 7’dir ve dolayısıyla nötr karakterdedir.

Suda mineral varlığı (iyonların çözünmesi), suyun pH’ını ve karakterini değiştirir. Tabiatıyla, çözünen iyonların türlerine ve miktarlarına göre de su, asidik veya bazik karakterde olmaktadır.

Genel olarak sağlıklı içme suyunun pH’ı 6,5-9,5 değerleri arasındadır. Ancak suyun belirlenen ölçülerde bazik karakterde olması arzu edilen bir durumdur. Çünkü özellikle pH 6,5’in altındaki asidik karakterdeki sular aşındırıcı özelliktedir ve asidik sular, nakil borularını aşındırarak borulardaki metal iyonlarını bünyelerine katmaktadır.

pH’ın içme suyundaki diğer bir yönü, içerdiği mineraller açısından zenginliğin bir ölçüsü olmasıdır. pH 9,5 sınır olmak kaydıyla suyun bazikliğinin artması (içerdiği minerallerin kompozisyonuna bağlı olarak), içme suyunun daha kaliteli ve besleyici olduğu yönünde bir gösterge olarak kullanılabilmektedir.

Suyun 9,5 değerinden daha yüksek pH’a sahip olması, tadın kötüleşmesine ve kaygınlık hissine sebep olmaktadır. Diğer taraftan, 6,5-9,5 sınırları dışındaki pH, kirliliğe işaret etmektedir.

Sertlik

Tanım olarak su sertliği, 2 ve daha fazla değerliğe sahip iyonların (Mg+2, Ca+2) su içerisindeki mmol/litre ölçüsünde miktarıdır. Bir diğer ifade ile su sertliği, suyun içerisinde çözünmüş halde bulunan, kalsiyum ve magnezyumun karbonat (CO3), bikarbonat (HCO3) ve sülfat (SO4) ile bir araya gelerek oluşturduğu tuzların miktarını ifade eder. Bu tuzlar, suya yeraltındaki güzergâhında bulunan toprak ve kayalardan geçmektedir.

Genel itibari ile kalsiyum ve magnezyumun karbonat ve bikarbonat tuzlarının (CaCO3, MgCO3, Ca(HCO3)2 ve Mg(HCO3)2) meydana getirdiği sertliğe “geçici sertlik”, sülfat tuzlarının (CaSO4 ve MgSO4) oluşturduğu sertliğe ise “kalıcı sertlik” denilmektedir. Geçici ve kalıcı sertliğin toplamı ise “toplam sertlik” olarak ifade edilmektedir.

Kalsiyum ve magnezyumun karbonat ve bikarbonat tuzlarının meydana getirdiği sertliğe geçici denmesinin nedeni, suyun kaynatılmasıyla veya suya sönmüş kireç (CaOH – kalsiyum hidroksit) ilavesi ile suyun sertliğinin ortadan kaldırılabilinmesidir. Demliklerde oluşan kireç, geçici sertliğin giderilmesine verilebilecek en bilinir örnektir.

Kalıcı sertlik ise, suyu ısıtmak veya suya sönmüş kireç ilavesiyle giderilememektedir. Ancak kalıcı sertlik de giderilmektedir. Kalıcı sertliği gidermek amacıyla suya Na2CO3 ilave edilmektedir.

Şuan için, sert suyun sağlığa olumsuz etkisi olmadığı yönünde bilim camiası görüş bildirmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Cenevre Konferansı’nda sert suyun bilinen hiçbir olumsuz sağlık etkisi olmadığını beyan etmiştir.

Dahası, sert suların zengin kalsiyum ve magnezyum kaynağı oldukları yönünde görüş bildiren araştırmacılar da bulunmaktadır. Hatta sert suların kardiyovasküler rahatsızlıklara ve bazı kanser türlerine karşı iyi geldiği yönünde sonuç bildiren bilimsel araştırmalar da mevcuttur.

Diğer taraftan, sert suların böbrek taşı oluşumuna etkisinin olmadığı veya çok düşük olduğu yönünde çalışmalar da bulunmaktadır. Sonuç itibari ile su sertliğinin sağlığa olası etkileri konusundaki veriler şuan için yeterli değildir ve bu yöndeki çalışmalar ve tartışmalar tüm hızı ile devam etmektedir.[1]

Dolayısıyla, şu anda su sertliği ile ilgili sağlık açısından minimum veya maksimum mineral konsantrasyonları önermek için yeterli veri yoktur ve bu nedenle herhangi bir kılavuz değer önerilmemektedir.

Suyun sertlik derecesini ölçmek amacıyla farklı birimler kullanılmaktadır. Bu birimler;

 Fransız Sertlik Derecesi -1of = 10 mg CaCO3/litre 8,4 mg MgCO3/litre

 İngiliz Sertlik Derecesi – 1oe = 14,3 mg CaCO3/litre 2,0 mg MgCO3/litre

Alman Sertlik Derecesi – 1odH = 10 mg CaCO3/litre 7,1 mg MgCO3/litre

Amerikan Sertlik derecesi = 50 mg CaCO3/litre 42 mg MgCO3/litre

Sertlik derecelerine göre suların sınıflandırılması

Suyun SertliğiFransız sertlik derecesine göreAlman sertlik derecesine göreİngiliz sertlik derecesine göre
Yumuşak7-144-85-10
Kısmen sert14-228-1210-15
Sert22-3212-1815-22
Çok sert32-5418-3022-35

Ülkemizde sertlik birimi olarak Fransız Sertlik Derecesi kullanılmaktadır ve sular buna göre sınıflandırılmaktadır. Genel olarak ülkemizde içme suyunun sertliğinin 12of’yi geçmemesi önerilmektedir.

Genel olarak, suyun içerisindeki iyon miktarına göre değerlendirmede, Mg+2 ve Ca+2 iyonlarının toplam derişimi;

  • 0,6 mmol/litreden daha az ise “yumuşak”,
  • 0,6-1,2 mmol/litre arasında ise “hafif sert”,
  • 1,2-1,8 mmol/litre arasında ise “sert”,
  • 1,8 mmol/litreden daha fazla ise “çok sert” olarak sınıflandırılmaktadır.

Miktar açısından bir diğer sınıflandırma şu şekildedir;

  • Suda 0-60 mg/litre arasında kalsiyum karbonat (CaCO3)bulunuyorsa “yumuşak”,
  • 61-120 mg/litre arasında kalsiyum karbonat (CaCO3) bulunuyorsa “kısmen sert”,
  • 121-180 mg/litre arasında kalsiyum karbonat (CaCO3) bulunuyorsa “sert” olarak sınıflandırılmaktadır.

Suda bulunan kalsiyum karbonat (CaCO3)miktarı 100 mg/litre seviyesinden fazla olduğu takdirde korozyon ve kazan taşı oluşumu;  500 mg/litre seviyesinden fazla olduğu takdirde ise yemeklerde ve içeceklerde tat ve lezzet problemleri meydana gelmektedir.

Her ne kadar su sertliğinin sağlık üzerine etkileri üzerine tartışmalar sürse de, sert suyun temizlikte kullanımının cilt kuruluğu, saç dökülmesi ve saçta kepek oluşumu gibi problemlere sebep olduğu söylenebilir.

Diğer taraftan, sert suyun içme suyu haricinde kullanımı sonucunda, eğer sert su yemek ve içecek yapımında kullanılıyor ise istenmeyen tat oluşumuna, sebzelerin sertleşmesine ve geç pişmeye neden olmaktadır.

Temizlikte sert su kullanımı, köpük kesilmesine ve yıkanan kıyafetlerin ömrünün kısalmasına neden olmaktadır. Sert su, bulaşık makinesi, çamaşır makinesi, sıhhi su tesisatı ve kalorifer tesisatında ise kireçlenmeye sebep olmaktadır.

İletkenlik

Suyun iletkenliğinin ölçülmesi, suyun içerisinde çözünmüş olan iyonların miktarını belirlemenin bir diğer yoludur. Daha önce de belirtildiği üzere, saf su nötrdür ve elektriği iletmez.

Suda çözünen iyon miktarı arttıkça, tabiatıyla iletkenlikte artmaktadır. Dolayısıyla iletkenliğin miktarı ölçülürse, suyun kirlilik miktarı da ölçülmüş olacaktır. İçme suyunun iletkenlik miktarı 20oC’de maksimum 2500 µS/cm olmalıdır.

Bulanıklık

Yukarıda duyusal olarak gözlemlenebilir bulanıklıktan bahsedilmişti. Bulanıklık, suyun çerisinde asılı kalan inorganik ve organik maddelerden, mikroorganizmalardan ve kil gibi partiküllerden kaynaklanabilmektedir.

Enstrümantal olarak suyun bulanıklığının maksimum 5-25 NTU (neftelometrik bulanıklık birimi) olması gerekmektedir (Kimi standart 5 NTU’yu kimi ise 25 NTU’yu standart olarak kabul etmektedir).

Pestisit Kalıntısı

Pestisitler, tarım zararlıları ile mücadele amaçlı tarımda kullanılan kimyasallardır. Yer altı faaliyetleri esnasında içme suyuna karışmaları söz konusu olabilmektedir. Pestisitlerin sağlığa ciddi zararlarından ötürü, içme sularına muhtemel karışımlarının izlenmesi son derece önemlidir.

Pestisit terimi, insektisitler (böcek öldürücüler), herbisitler (bitki öldürücüler), fungusitler (mantar öldürücüler), nematositler (solucan ve kurt öldürücüler), akarisitler, algisitler (yosun öldürücüler), rodentisitler (kemirici öldürücüler), slimisitler (balçık, salgı öldürücüler) ile bunlarla bağlantılı ürünleri (diğerlerinin yanı sıra, büyüme kontrol edicileri) ve bunların ilgili metabolitlerini parçalanma ya da reaksiyon ürünlerini ifade etmektedir.

Sağlık Bakanlığı İnsanî Tüketim Amaçlı Sular Yönetmeliği’nde, bir pestisitin içme suyunda izin verilen en yüksek miktarı 0,10 µg/litredir. Bunlar içerisinde aldrin, dieldrin, heptaklor ve heptaklor epoksit için sınır değer 0,030  µg/litredir. Toplam pestisit miktarının sınır değeri ise 0,50 µg/litredir.

Diğer Kimyasal Kriterler

İçme suyuna birçok farklı etkenden, çok farklı sayıda unsur dahil olabilmektedir. Söz konusu maddelerin içme suyunda bulunabileceği sınır değerler şu şekildedir;

MaddeSınır değer
Akrilamid0,1 µg/litre
Klorür250,0 mg/litre
Serbest klor0,5 mg/litre
Amonyum0,5 mg/litre
Sülfat250,0 mg/litre
Demir0,2 mg/litre
Alüminyum0,2 mg/litre
Sodyum200 mg/litre
Antimon5,0 µg/litre
Arsenik10,0 µg/litre
Benzen1,0 µg/litre
Benzo (a) piren0,010 µg/litre
Bor1,0 mg/litre
Bromat10,0 µg/litre
Kadmiyum5,0 µg/litre
Krom50,0 µg/litre
Bakır2,0 mg/litre
Mangan50,0 µg/litre
Siyanür50,0 µg/litre
1,2-dikloretan3,0 µg/litre
Epikloridin0,10 µg/litre
Florür1,5 mg/litre
Kurşun10,0 µg/litre
Cıva1,0 µg/litre
Nikel20,0 µg/litre
Nitrat50,0 mg/litre
Nitrit0,50 mg/litre
Polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH)0,10 µg/litre
Selenyum10,0 µg/litre
Tetrakloreten ve trikloreten10,0 µg/litre
Trihalometanlar-toplam100,0 µg/litre
Vinil Klorür (VC)0,50 µg/litre

3. Mikrobiyolojik Kriterler

İçme suyunda mikroorganizma varlığı, sağlık açısından son derece riskli bir durumdur. Tabiatıyla, içme suyunda mikroorganizma varlığının kontrolü de son derece kritik öneme haizdir. Toplumda, “klorlama” olarak bilinen içme suyuna klor ilavesi, sudaki mikroorganizmaların öldürülmesi amacıyla yapılmaktadır.

Bu bağlamda,

  • İçme suyunun 250 mililitresinde yapılan analizlerde, E. coli, Enterekok, Koliform grubu bakteri ve P. aeruginosa suşu bakteri,
  • 50 mililitresinde anaerob sporlu sülfit redükte eden bakteriler,
  • 100 mililitresinde patojen stafilokoklar,
  • 5 litresinde parazit bulunmamalıdır.

4. Radyoaktif Kriterler

İçme suyunda radyoaktivitenin takibi, sadece birey ve toplum sağlığı açısından değil, nesillerin sağlığı ve doğanın işleyişi bakımından son derece kritik öneme sahiptir. 

Bu bağlamda, içme suyunda Trityum 100 Bq/litre, toplam gösterge dozu ise 0,10 mSv/yıl sınır değer olarak kabul edilmektedir. Türk Standartlar Enstitüsü TS 266 İçme Suyu Standartları’na göre, içme suyunun alfa aktivitesinde 0,037 Bq/litre, beta aktivitesinde ise 0,37 Bq/litre sınır değerler olarak kabul edilmektedir.


[1] Araştırmacı Sengupta’nın International Journal of Preventive Medicine’da yayınlanan “Potentiel Health Impacts of Hard Water” başlıklı derlemesi bu konuda bilimsel çalışmaların geldiği noktayı özetlemesi açısından oldukça faydalı ve göz atılması gereken bir çalışma olarak öne çıkıyor.


Bu yazıları da okumak isteyebilirsiniz;

Su ve Sağlık; Vücuttaki Görevleri ve Günlük Su İhtiyacı

Gıdalarda Bulunan Su; Formları, Karakteristikleri ve Önemi

Be First to Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *